Can: Bunun kalbi atmıyor.
Duru: Çünkü o canlı bir ağaç değil.
Can: O, bizim tırmanmamız için.
Kuzey: Ben de bakayım.

CANLILAR MI?

Çocuklar stetoskoplarıyla ağaçların, birbirlerinin bedenlerinden çıkan sesleri dinlemeye devam ederlerken bahçedeki kütüklerin arasında kırkayaklara rastlayıp, onları da dinlemek istiyorlar, dinlemeyi seviyorlar. Sesin gelmesi canlılık belirtisi çocuklara göre. Ancak kırkayaklardan herhangi bir ses gelmiyor. Cansızlar mı yoksa hasta mı olmuşlar?

Duru: Mutlaka muayene etmeliyiz. Annem olsa ne yapardı? Annem olsa iyileştirmeyi tercih ederdi.

Ayşegül: Bence buradan gidelim, çok fazla kırkayak var, görmeden basabiliriz.

Can: Bırakalım evine gitsin, annesi merak edebilir.

40 DEĞİL

Böylece kırkayakları incelemek çocukların ve öğretmenlerin gündemine giriyor. Hasta olduklarına inanan bir grup, kırkayaklar üzerinde çeşitli tedavi ve pansuman yöntemleri deniyor; bir diğer grup, antenlerini ve ayaklarını daha yakından görebilmek için büyüteçle inceliyor; bir gün ayaklarını sayarak resimlerini çiziyor; diğer gün, kendi kırkayak temsillerini oluşturuyorlar. Temsil ve resimlerini yaparken kırk adet ayağı oluşturduklarında ortaya çıkanın, kırkayağın gerçeğini çok da yansıtamadıklarını düşünüp ayakların kırktan fazla olması gerektiğinden emin oluyorlar.

Tuna: Öğretmenim bunlar otobüs gibi.

Serin: Yılan gibiler.

Ayşegül: Bu çok inanılmaz bir şey. Benimki hiç buradan inmek istemiyor.

Ayşegül: Benim elimi çok gıdıklıyor. Sen de bakmak ister misin Leyla?

Leyla kırkayağı eline alıyor ve gülmeye başlıyor.

Çocuklar resimlerini renklendirirken masada dolaşan kırkayaklar da boyalara bulanarak kendi kompozisyonlarını yaratıyorlar. Kırkayaklar boya olunca çocuklar, bir kırkayak hastanesi kurup hepsini temizliyorlar.

Duru: Aaa kırkayağın ayakları boya olmuş ve gittiği yerlere resim yapmış.

NASIL OLUYOR DA DÜŞMÜYORLAR?

Duvarlara, masalara tırmanabilen kırkayakların nasıl olup da düşmedikleri merak konusu:

Kaan: Ayakları yapışkanlı olduğu için duvara tutunabiliyorlar.

Ayşegül: Yapışkanlı olduğunu nerden biliyorsun?

Kaan: Ayaklarına dokundum.

Serin: Benim kırkayağımın ayakları yapışkanlı değil.

Ayşegül: Neden?

Serin: Çünkü ayakları boya olmuştu ben de onu yıkadım. Yapışkanı gitmiştir.

AİLELERİ, YUVALARI VE ÜREMELERİ

Ailelerini nasıl oluşturdukları, nasıl üredikleri projeye katılan çocukların hemen başlarda odaklandıkları bir konu oluyor. Yumurtadan mı çıkıyorlar, yoksa bizim gibi doğuyorlar mı? Yarattıkları hikayeler, her kırkayağın bir ailesini ve yuvasını içeriyor.

Aren: Bu yumurtacıkların içinden ne çıkacak? Her biri kırkayak millipede oluyor. Kırkayaklar yumurtalarından dışarı çıkıp sıyrılıyor. İçinde kapkara bir gövde.

Ürettikleri sorular bilgilerini derinleştirmelerine başlangıç noktası oluştururken, çalışmalarına eş zamanlı anlattıkları kırkayak öyküleri, dramatik oyunlarının en yaratıcı kısımlarından.

Devam eden projede öğretmenlerimiz bir yandan inceleme ve düşüncelerini somutlaştırmaları için çocuklara ortam sağlıyor, bir yandan da onların teori ve öykülerini not edip belgeliyorlar.

Tuna: Küçük burada ama böyle bakınca (büyüteçle) büyük görünüyor.

Kuzey: Yandan bakınca çok değişik görünüyor.

Ayşegül: Küçük gözlerini görüyorum.

Tuna: Öğretmenim kırkayak sanırım bebek doğurmuş.

Ayşegül: Bırakmıyor çubuğu.

Tuna: Galiba ayakları yapışmış.

Kuzey: Kuyruğuyla tutunuyor.

Tuna: Bunlar nefes alıyor mudur?

Ayşegül: Öğretmenim hayvanlar neyden yapılıyor?

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedintumblrmail

Yorum Yazın